![]() |
Moderatör Olmak İsteyenler Tıklayınız |
|
|||||||
| Kayıt ol | Üye Listesi | Forumları Okundu Kabul Et |
| Genel Türk Tarihi Şanlı Türk Tarihimiz. |
![]() |
|
|
Seçenekler | Stil |
|
|
#11 |
|
Bronz Üye
|
Batı'da esaslı bir poltika vardır, Türkler'i Türk Tarihi'ni ortaya çıkarmamak. Karen Fogg'a (E-postaları günlerce tartışılan ve Türkiye'den erken ayrılmak zorunda kalan Avrupa Birliği'nin eski Türkiye temsilcisi) geleceğim; ağzından kaçırmıştır, "Bir de şu Türk Tarihi'nden kurtulsak" demiştir, "Türkler'e tarihinden kurtulmasını nasıl öğretebiliriz" demiştir. Bu çok karakteristiktir.
Batı, 1071 Tarihi'nin altına inmek istemez, Batı 1071'den önce Anadolu'ya gelmiş olduğumuzu kabul etmez. Kabul ederse ne olur Batılı'ların aleyhine ?.. Ettiği takdirde, Sevr şartlarını şey edemez, Ermenistan'ı kuramaz, Pontus'u kuramaz, belki ileride Bizans kuracaktır; anlatabildim mi? Onun için, Anadolu'ya Türkler'in daha önce gelmesini kat'iyen kabul etmezler ve bunun için... Batı'nın Türk Tarihi'nden kurtulma mücadelesi vardır diyorum. Şimdi hâdise şu: Bunun sosyolojik ve politik meselesi günümüze geldiğinde ne olacaktır? Şu: Avrupalı, Türkü hiçbir zaman Avrupalı görmemiştir, "Siz Asya'dan gelen barbarlarsınız, geldiğiniz yere geri dönün." Ancak, Türkler'in vatanı meselesi hâlâ tartışmalıdır. Kanaatime göre Kafkasya'dan başlayan ve Doğu Anadolu dahil olmak üzere bir Türk vatanı meselesi vardır. Anadolu'da, 1071'de biz gökten zembille inmedik, Anadolu'da M.Ö. 3000, 4000, 5000 yılına varan bir Türk varlığı kesindir. Bu, Ege bölgesinde Etrüsk, İç Anadolu Bölgesine kadar Etrüsk, Kimer ve Sümer zamanındaki etraftaki bölgeleri söylemek mümkündür. Biz ırk olarak Avrupa'daki bir ırkız, Asyatik değil. Gözlerimizin çekikliği Asya'ya gidiş ve dönüşümüzden sonra olmuştur. Yani, biz Kafkasya'dan, yani Doğu Anadolu dahil olmak üzere Kafkasya'dan hem doğuya, hem batıya yayıldık. Nitekim, Çin'de bir müzede M.Ö. 3000 yılına ait bir mumya bulunmuştur. Bu değişik yerlerde yayınladı. Bu mumyanın üzerindeki elbise dokuları incelendiğinde, dokuma tekniğinin Kafkas dokuma tekniğine ait olduğunu, bunun da Kafkasya'dan Çin'e akına giden bir Türk beyine muhtelemen ait olduğu iddiaları gündeme gelmiştir. Uzun boylu, işte bir Çinli veya Asyalı olamaz, çünkü Kafkasya'dan giden bir dokuma tekniği var. Çin'deki bir müzede Milâttan evvel 3000 yılına ait bir mumya, hâlâ var. Bunu İngilizler, hatta televizyonlarda da falan gösterdiler. Batı mahreçli bir Türk kaynağı var, Anadolu Türk'ün temeli. Bu ispat edildiği takdirde; Haluk Tarcan, Kâzım Mirşan, Selâhi Diker gibi tarihçiler bazı konuları yakalıyorlar, haklı oldukları birçok nokta var. Fakat etimolojik yanlışıklar, yaptıkları fonetik yanlışlıklar ve bazen tarihin çakışmayışı gibi aksaklıklar bu insanlarımızı.. birbirine düşürüyor bazen, inanılmaz hâle getiriyor. Şimdi Anadolu'daki bu varlık, yani çok daha önceye giden bir Türk vatan varlığı bugün netleştiği zaman, Avrupa Birliği'ne girme şartı olarak. Medeniyet olarak Avrupa'nın beşiği olan bu belgeler gelecektir. Bir Pontus Rum meselemiz olamayacaktır, bir Ermeni meselemiz olmayacaktır, muhtelif meselelerimiz olamayacaktır. Bütün bunlar tabii ki düşmanlarımızın isteği dışında olan gerçeklerdir ATATÜRK: "ANADOLU 7 BİN YILLIK TÜRK BEŞİĞİDİR" Atatürk'ün devri, Türk Tairh Kurumu'nun çalışmaları ve o zamajki düşünceye bakınız. Tabiî bu yalnız düşüncede kalmıyor, hemen Atatürk'ün kendi el yazısıyla, hepimizin bildiği, "Bu memleket dünyanın beklediği, asla ümit etmediği bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecelisine yüksek sahne oldu. Bu sahne, 7 bin senelik en aşağı bir Türk beşiğidir. Beşiği tabiatın rüzgârları salladı, beşiğin içindeki çocuk tabiatın yağmurlarıyla yıkandı, o çocuk tabiatın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvelâ korkar gibi oldu, sonra onlara alıştı, onları tabiatın babası tanıdı, onların oğlu oldu. Bir gün, o tabiat çocuğüu tabiat oldu, şimşek, yıldırım, güneş oldu, Türk oldu. Türk budur, yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir." Şimdi burada Atatürk'ün bu sözündeki önemli unsur galiba şu, yani konumuz açısından önemli unsur şu: "En aşağı 7000 yıllık bir Türk beşiğidir Anadolu" diyor. 1071'de Türkler Anadolu'ya geldi, yani yaklaşık 1000 yıldır Türkler bu topraklarda aşıyor tezinin doğru olmadığını gösteriyor. 7000 yıldır Türkler'in Anadolu'da yaşadığını Atatürk de burada göstermiş. Şimdi bakınız, ben ispat edeyim. Atatürk ne kadar isabetli o 7000 sözünü söylemekle. Yani, Atatürk bunları nereden böyle, 5000 demiyor, 4000 demiyor da 7000 diyor? Şimdi bizim doğuda bir mağaramız var, Cunni mağarası diye. Burada bazı yazıtlar var. Şimdi bu yazıtları şimdiye kadar arkeologlar, efendim, işte Oğzular gelmişler ya da Orta Asya'dan, bunların karalaması falan gibilerinden sahiplenmiş, Ermeniler de yok efendim, bu bizim kiliseminizin yazıtlarıdır demiş |
|
|
|
|
|
#12 |
|
Bronz Üye
Üyelik tarihi: 04-08-2006
Yer: Forum Security PaneL
Mesajlar: 1.906
Rep Gücü : 22
Rep Puanı : 10
![]() |
Türk tarihi 20.000 yıl geriye gider. Bunu ıspat edecek binlerce delil var.
Türkler Anadolu'ya 12500 sene önce gelmiştir. Anadolu'da yapılan kazı çalışmalarında bir toplu mezar bulunuyor. Mumyalanmış atların miğdesinde sadece Altaylarda yetişen bir ot türü bulunuyor. Demek ki bunlar Altaylardan buraya gelmiş kişilerdir. Altaylar'da Türkler'in olduğu herkes tarafından bilinmektedir.Bunu Rus asıllı Ranov dahi kabul ediyor. Bir başka örnek: MÖ 5000 yıllarında, yani 7000 yıl önce Mısır piramitlerinden 2000 yıl eski piramitler varmış, bugünki Çin sınırları içinde yer alıyormuş ve eskiden orada Türk kavimlerinin yaşadığı bölgedeymiş. Bugün bu piramitlerin, Türk bölgesinde olan piramitlerin olduğu bölgeyi Çinliler turistlere yasaklamıştır. Bu piramitlerin resimleri İkinci Dünya Harbi'nde bir Amerikalı pilot tarafından çekilmiştir. Bugün Mısır piramitleri, aradan bunca yıl geçmesine rağmen büyük bir eski uygarlığın belgesi, simgesi eseri olarak kabul ediliyor. onlardan 2000 yıl evvel Türkler'in yaptığı bir piramit gerçeği ortaya çıkarsa, gerçekten tarih yeniden yazılak demektir. Mısırda'ki piramitlerin üzerinde 184 tane Türkçe yazıt bulunduğu da ayrı bir gerçektir. Düşünün 184 tane yazıt. bu yazılar Grekçe olsaydı yer yerinden oynardı. Fakat Türkçe olduğu için ve bizde maalesef bu bilgilerin doğrulanması için, kafamızın içini Batı ambargosuna soktuğumuz için bekliyoruz ki Batılı'lardam bir tanesi "evet, böyledir" desin diye. Artık bundan vazgeçmemiz lazım. Bu bilgileri batı kabul etmediği için Türk bilim adamları da kabul etmiyor. Batı kabul etse zaten ne büyük Ermenistan hayali ne Pontus hayali ne de kurdistan hayali olabilir. Tarih yeniden yazılabilinir ama, tarihe sahip çıkmak önemli. Kendi tarihimizi yabancılardan öğrenmeye devam ettiğimiz süre Türk'ün büyüklüğünü dünya'ya kabul ettiremeyiz. |
|
|
|
|
|
#13 |
|
Bronz Üye
Üyelik tarihi: 04-08-2006
Yer: Forum Security PaneL
Mesajlar: 1.906
Rep Gücü : 22
Rep Puanı : 10
![]() |
menulcanlar
Sayıları yaklaşık 1 milyonu bulan Meluncan’ların “Osmanlı Levendlerinin torunları oldukları” tezlerinin tarihi dayanakları Ingiliz Tarihçi David Hukluyt’un araştırmalarına dayanıyor. Buna göre 1500-1600 yıllarında Portekizliler, Akdeniz’de bulunan Osmanlı donanmasında ki levendleri esir alırlar, Brezilya’daki kolonilerine gönderirler. Bir Ingiliz Amirali olan Sir Francis Drake onları kolonilerden kurtarır ve gemisine alır. Gemi Virginia açıklarındaki Roanake adasına uğrar. Buradaki Ingilizler gemiyle ülkelerine geri dönmek isteyince Amiral Drake, Ingilizlere yer açmak amacıyla onların sayısı kadar Osmanlı Levendini gemiden indirerek bu adada bırakır. Adada kalan Osmanlı Levendleri Kuzey Carolina sahillerine çıkarlar. Oranın yerlisi olan “Cherokee” ve Powhatan” adlı Kızılderili kabilelerinin kızlarıyla evlenirler. Böylece Meluncanların ilk kuşak nesilleri dünyay gelirler. Meluncanlarin Amerika’nın güney doğu taraflarında Tenessee, Georgia, Güney ve Kuzey Caroline, Virginia, Kentucky, ve Appalachians dağlarının eteklerinde yaşarlar. meluncanlar’ ın isminin kökü Melun-Can’dır. Kendilerini atalarının yurtlarından ayrı kaldıkları için lanetlenmiş kabul ederler. Melun Osmanlıca’da”Tanrının lanetlediği kişi” anlamına gelir. Buna göre Meluncanların isimlerinin kökeninin Osmanlıca olduğunu söylemek hiçde yanlış olmaz. 200’den fazla Meluncan üzerinde yapılan DNA testlerine göre, bunların Türk, ırak veya Kıbrıs kökenli olmaları çok yüksek bir ihtimaldir. Meluncan’lar erkek çocuklarını sünnet ediyorlar. Meluncan’ların folkloru’da Türke has özellikler içermektedir. Halk danslarında Türklerin’kine benzer figürler göze çarpmaktadır. Bunun yanısıra dokudukları battaniye, kilim ve halılarını süsleyen desenlerde bizimkilerle benzerlik arzetmektedir. Meluncanlar hiç bir kiliseye mensup değiller. Ancak geçmişlerinde günde beş vakit kıbleye dönerek ibadet ettikleri bilinmektedir. Meluncanlar arasında en ünlülerinin başında köleliğe karşı mücadelesi ile tanınan; ABD’nin 16. Başkanı Abraham Lincoln gelir. Bunun yanısıra 1960’lı yılların en büyük müzik devlerinden Elvis Presley’in de bir Meluncan olduğu biliniyor... Amerika Birleşik Devletlerinin Senatosunda, her fırsatta Türk ve Türkiye aleyhtarı faaliyetlerde bulunan Rum ve Ermeni lobileri karşısında “Meluncanlar” da Türkiye lehine faaliyet gösteren bir doğal lobi olarak çalışabilecek kapasite, nüfüs ve etkinliğe sahiptirler. Ancak biraz yakın ilgi ve alaka gerekmektedir. Özellikle Amerika Birleşik Devletlerinde yaşamakta olan Türk vatandaşlarımızla daha yakın irtibat halinde olmaları sağlanmalıdır Aralarında Abraham Lincoln ve Elvis Presley gibi ünlülerin de yetiştiği Meluncanların kökenleri hakkında açıklanan teorilerin hiçbiri tatmin edici bir cevap vermediği için şüphesiz yeni araştırmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Ancak Amerikan tarihçilerinin bu konuda yeni bir görüş ortaya koymamakta adeta fikir birliği ettikleri anlaşılmaktadır. Şüphesiz bunda konunun güçlüğü ve kaynakların kifayetsizliği birinci derecede rol oynamaktadır. Fakat başka bir anlayışın da izleri ve etkileri bulunmaktadır. O da mutlak bir Anglo Sakson hakimiyeti altında bulunan Amerika'da diğer ırklara karşı duyulan antipati ve buna paralel olarak belirlenmiş olan siyasettir. Nitekim bu siyasetin sonucu diğer birçok ırk gibi Meluncanlara da kendi kimlikleri unutturulmuş, unutmayanlar ise daima psikolojik baskı altında tutulmuşlardır. O yüzden Amerika'da aslen Meluncan olduğu halde bundan habersiz yüzbinlerce insan bulunduğu tahmin edilmektedir. |
|
|
|
|
|
#14 |
|
Bronz Üye
Üyelik tarihi: 04-08-2006
Yer: Forum Security PaneL
Mesajlar: 1.906
Rep Gücü : 22
Rep Puanı : 10
![]() |
Hangi dilde kaç Türkçe sözcük var? Hangi dilde kaç Türkçe sözcük var? Türk Dil Kurumu (TDK), yabancı dillerde 10 binin üzerinde Türkçe sözcük olduğunu, Türkçe'den en fazla sözcüğün ise Ermeniler ile Sırpların aldığını belirledi. TDK Başkanı Şükrü Haluk Akalın, kurul üyesi Prof. Dr. Günay Karaağaç'ın yürüttüğü çalışmada, bir kültür ve uygarlık dili olarak Türkçe'nin pek çok dile sözcük verdiğinin örnekleriyle ve kanıtlarıyla ortaya konulduğunu belirtti. Akalın, yabancı dillerde 10 binin üzerinde Türkçe sözcük olduğunu, Türkçe'den en fazla sözcüğün ise Ermeniler ile Sırpların aldığını belirlediklerini vurguladı. Türkçe'den Ermenice'ye verilen bu sözcüklerin yanı sıra, Türkoloji'de Ermeni Kıpçakça'sı diye adlandırılan ve 13. yüzyıldan 17. yüzyıla kadar Karadeniz'in kuzeyinde kullanılan bu dilin tamamen Türkçe'ye dayandığını ifade eden Akalın, şunları kaydetti: ''Bugün Ermenice'de, gerek Türkiye Türkçesi'nden gerek Azerbaycan Türkçesi'nden alınma Türk dili kökenli yaklaşık 5 bin sözcük kullanılıyor. Elbette diller arasındaki bu etkileşim karşılıklıdır. Türkiye Türkçesi yazı dilinde de Ermenice kökenli bazı sözler var. Ama bunların sayısı yalnızca 16'dır.'' HANGİ DİLDE NE KADAR TÜRKÇE SÖZCÜK VAR Akalın, yazı dilimizdeki yaklaşık 400 alıntıya karşılık Yunanca'ya yaklaşık 3 bin Türkçe kökenli söz verildiğini vurgulayarak, ''Macarca'dan aldığımız 18 söze karşılık bu dilde yaklaşık 2 bin Türkçe alıntı var. Türkiye Türkçesi'nde Rusça alıntı 38 iken, Rusça'daki Türkçe alıntılar yaklaşık 2500'dür. Bütün bunlar Türkçe'nin komşu ulusları ve kültürleri büyük ölçüde etkilediğini gösteriyor'' diye konuştu. Akalın, Çince'de 307, Farsça'da yaklaşık 3 bin, Urduca'da 227, Arapça'da yaklaşık 2 bin, Ukraynaca'da 747, Ermenice'de 4 bin 262, Fince'de 118, Rumence'de yaklaşık 3 bin, Bulgarca'da yaklaşık 3 bin 500, Sırpça'da 8 bin 742, Çekçe'de 248, İtalyanca'da 146, Arnavutça'da yaklaşık 3 bin, İngilizce'de 470, Almanca'da 166 Türkçe kökenli sözcük olduğu ortaya konulduğunu anlattı. Akanın, ''Listeden anlaşılacağı gibi, bir sözcüğümüzün birkaç dile geçtiğini göz önüne aldığımızda dünya dillerindeki Türkçe kökenli sözcüklerin sayısının 35-40 bin civarında olduğu görülür'' dedi. TÜRKÇE'NİN ÇEKİM GÜCÜ Dillerin başka dillere sözcükler vermesi ve başka dilleri etkileri altına almasının ancak bir çekim gücü haline gelmesiyle mümkün olduğunu ifade eden Akalın, ''Bunun için de bilimde, teknolojide kaydedeceğimiz gelişme ve ilerlemenin yanı sıra kültür değerlerimizi, sanatımızı, edebiyatımızı dünyaya tanıttığımız ölçüde Türkçe'nin çekim gücü olma özelliğini sürdürmesi sağlanacaktır'' dedi. Akalın, Türkçe'nin çeşitli dillere verdiği 10 binin üzerindeki sözcüğün hangi dillerde nasıl ve hangi anlamlarda kullanıldığının ''Türkçe Verintiler Sözlüğü'' adlı eserde yayımlanacağını kaydetti. ÖRNEKLER Akalın, Türkçe'nin ad türünden kelimelerin yanı sıra diğer dillere fiil türünden kelimeler de verdiğini vurgulayarak, şunları söyledi: ''Türkçe, başka dillerden sözcükler aldı, ama alıntılarımız içerisinde kök fiiller son derece azdır. Oysa, (çakmak, çatmak, kapamak) gibi pek çok kök fiil Türkçe'den diğer dillere geçmiştir. Fiillerin yanı sıra ünlemlerin hatta deyimlerin ve atasözlerinin de Türkçe'den diğer dillere geçen söz varlıkları arasında olduğunu biliyoruz.'' Akalın, ''Açık, ada, bacanak, bağlama, çakal, çanak, damga, dolma, düğme, gemi, kapak, kayık, kazan, ocak, sağrı, sayı, sarma, toka'' gibi kelimelerin Türkçe'nin bu dillere verdiği binlerce kelimeden yalnızca birkaçı olduğuna dikkati çekti. Akalın, Türkçe'deki ''açık'' sözünün Farsça'da ''açig'' (ağaçsız ve açık yer, alan), Ermenice'de ''açik, açiklik'' (kır, ova, açıklık yer) Macarca'da ''açsik'' (üzeri açık deniz taşıtı, sandal), Rumence'de ''acic'' ve ''ustuacic'' (açık, üstü örtülü olmayan), Bulgarca'da ''açik'' (açık) olarak kullanıldığını bildirdi. Akalın, ''Bacanak'' kelimesinin Türkçe'deki (karıları kardeş olan erkeklerden her biri) anlamıyla Yunanca'da ''bacanakis'', Sırpça'da ''bazanak'', Arnavutça'da ''baxhanak'' biçimlerinde kullanıldığını belirtti. Akalın, Türkçe'deki ''Bilene bir, bilmeyene bin'' deyiminin, Ermenice'de ''Bilana bir, bilmiyana bin'', ''Düşmanın gözü kör olsun'' deyiminin ise ''Dyuşmanı gyozi gyor olsun'' şeklinde geçtiğini ve bunun gibi çok sayıda örnek bulunduğunu belirtti. Batı diyor'ki, bizim kökenimiz Heritic; yani Heritic'in manası,"bizim mirasımız Sümere dayanır" diyor. Sümer yazısı bir çivi yazısı şeklindeydi ve bu yazıyı batılılar söktüler. Bunu ilk söken Henry Ceswicke Rawinson, "bu bir turani dildir" dedi. O zaman daha Sümerlilerin medeniyeti, uygarlığı ortaya çıkmıştı. Bunlar bir barbar medeniyet dediler. Fakat onun talebeleri zamanında Ur kazıldı, ve Ur şehri ortaya çıkarıldı. Burada büyük tabletler, muazzam kütüphaneler çıktı. Baktılar ki, Sami Medeniyeti'nin kökeni Sümerlere gidiyor ve birdenbire Sümerler kaybolmuş bir ırk, kaybolmuş bir dil ortaya çıktı. Yani, "medeniyetle Türkler bir arada olamaz, bu turan dili değildir" diye kesip attılar. Batılılar ondan sonra dedi ki, "Sümerliler Türk değildir." Bizim bazi tarihçilerimiz de sağ olmasınlar, hemen dediler ki, "Sümerliler Türk değillerdi" İşin ilginç yanı 1000 kadar Türkçe kelime bulmaları. Bundan yola çıkarak diyorum ki, "Sümerliler Türk'tür." Avrupa baktı'ki kendi dilleri Türkler'e dayanıyor. Türkler'i tarihsiz bırakmak için ellerinden geleni yapıyorlar şimdi. Atatürk'ün zamanında Sümerbank kuruldu, sanırım bukadar kanıt bile yeterli. İstek üzere ayrıntılara girebilirim |
|
|
|
|
|
#15 |
|
Bronz Üye
Üyelik tarihi: 04-08-2006
Yer: Forum Security PaneL
Mesajlar: 1.906
Rep Gücü : 22
Rep Puanı : 10
![]() |
KAYIP MU UYGARLIĞI
BATIK KITA [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Sular şiddetle ovalara hücum etti. Bütün araziyi kapladı. Plajlarla, tepelerin olduğu Alçak yerlerde girdaplar oluştu. Sular bütün dünyayı kapladı. Sular önüne gelen her şeyi ve canlıyı mahvetti. Arzın temelleri sarsıldı ve MU kıtası battı. Yalnız zirveler suların dışında kaldı. Soğuk rüzgarlar çıkıncaya kadar kasırgalar esti. Vadilerin yerlerinde derin buz çukurları oluştu. Delikler çamurla doldu. Açılan bir ağızdan dumanlar ve lavlar fışkırdı. Yunan alfabesindeki harflerin Maya dilindeki yorumuyla açılarak yazılmasıyla ortaya çıkmıştır. Alpha harfiyle başlayıp Omega harfiyle biten Yunan alfabesinin Maya dilindeki çevrimi bize bu ilginç anlatıyı sunmakta. Bir alfabenin içine kadar giren Mu Uygarlığının batışı ve günümüz dünyasına etkileri aslında bir kitap olabilecek kadar geniştir. Bu yazımda batık kıta Mu hakkında edindiğim bilgileri ve araştırmalarımın özetini sizlerle paylaşacağım. Bir önceki yazımda James Churchward(J.C.)ın 70.000 yıllık geçmişe sahip Mu Uygarlığının izlerine nasıl rastladığından bahsetmiştim. J.C ın bulduğu taş tabletler 15.000 yıl önce yazılmıştı. Burada ilginç bir saptamamı belirtmek isterim. Kendi kendimize şu soruyu sorabiliriz. Mu veya Atlantis gibi yüksek teknolojiye sahip olduğunu bildiğimiz uygarlıklardan niçin geriye sadece taş tabletler kaldı? Cevabı basit olduğu kadar da düşündürücü aslında bu sorunun. Tabletleri yazan ve uygarlıklarını anlatan rahip Naacaller, bir gün bu sonla karşılaşacaklarını ve gelecek kuşaklara bu bilgilerin kalmasını istiyorlardı. Taş tabletler üzerinde yapılacak karbon testiyle uygarlıklarının çok eskiden yaşadığını anlatabileceklerdi. Böylece insanlığın uygarlık tarihinin sadece 6.000 yıl önce başlamadığı da ispatlanmış olacaktı. Bugünün teknolojisiyle aynı işi yapacak olsaydınız, siz binlerce yıl hiç bozulmadan kalacak hangi medyayı kullanırdınız? Tekrar konumuza dönelim. J.C. Naacal tabletlerinden edindiği bilgiler ile 5 kitap yazmıştır. 1930 lu yıllarda kaleme aldığı eserler ve yaptığı konferanslar ile J.C. bilim dünyasında büyük yankılar uyandırmıştır. Nasıl uyandırmasın ki, o zamana kadar kutsal kitaplarda anlatılan tarih ve yaratılış efsanelerinin ya yalan olduğunu ya da hatalı yorumlandığını ortaya çıkarıyordu bu araştırmalar. J.C. bu araştırmasında tüm kutsal dinlerin, farklı ırkların ve dillerin Mu Uygarlığından türediğini ortaya atmıştı. Kutsal Mu kıtası bugünkü Pasifik Okyanusunda bulunan büyük bir anakaraydı. Zaten Mu’nun bu dildeki anlamı da Anakara ydı. Aşağıdaki resimde temsili olarak J.C.ın çizmiş olduğu Mu kıtasının yerini gösteren harita vardır. [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Mu Uygarlığının bu anakaradan başka bir de kolonileri vardı. Bunların en büyükleri bugünkü Atlantik Okyanusunun bulunduğu yerde kurulmuş olan Atlantis ve Asya ile Avrupa;nın büyük bir bölümünü kaplayan Uygur uygarlıklarıdır. Aşağıdaki resimde yine J.C. tarafından çizilmiş temsili Uygur haritası görülmektedir [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Bütün bu uygarlıklar tarihin değişik zamanlarında geçirdikleri doğal afetler ve insanlar arasında yapılan çok büyük savaşlar neticesinde suların derinliklerine gömülmüştür. Gerek Mu' dan gerekse Mu dan sonra büyük bir uygarlık seviyesine çıkan Atlantis&in olağan üstü güçlere sahip rahipleri ise bilgiyi kötü kişilerin eline geçmemesi için itina ile korumuşlardır. J.Cın bir konuşmasında yaptığı itirafta, kendisine kutsal dili öğreten Tibetli rahibin de son Naacal rahiplerinden biri olduğunu söylemektedir. Demek ki ışık bir gün tekrar yeryüzüne çıkmak için zamanını bekliyor. Şimdi çok kısa olarak Mu medeniyetinden bahsetmek istiyorum. Bu konulara ilgi duyan kişilere ise yazımın ekinde vereceğim kaynakları okumasını tavsiye edeceğim. Mu anakarasında yaklaşık olarak 64 milyon insanın yaşadığı söylenir. Bu insanların çok büyük bir bölümü beyaz renkli, sarışın insanlardı. Ayrıca siyah, esmer, kızıl, sarı ırka mensup insanlar da vardı. Tüm insanlar büyük bir uyum içersinde ve tek tanrı inancı ile yaşamaktaydı. Tanrının tek olduğu güneş sembolizması ile ifade edilmekteydi ve bu dildeki adı Ra idi. Onun için Mu uygarlığına Güneş İmparatorluğu da denmekteydi. Rahip-kral olarak görev yapan liderlerine Ra-Mu, bilim adamı da olan rahiplere Naacal denilmekteydi. Ra adının daha sonra Maya ve Mısır dillerinde de aynı anlamda kullanıldığını görürüz. Muda yaratılış da dahil olmak üzere pek çok konu sembollerle ifade bulmuştu. Mudan kalan bu sembollerin ve inanışların bugünkü kültürlere etkisini ve sembollerin derin açıklamalarını bir sonraki yazıma bırakmak istiyorum. Zira Mudan kalan semboller, aslında bizim pekçok şeyi nasıl yanlış yorumladığımızı ve farklı kültürlere adadığımızı göstermektedir. (Böylece bir sonraki yazımın reklamını da yapmış oluyorum ? ) Bir sonraki yazımda Mu sembolizmasını anlatmadan önce çok küçük fakat ilginç bir yorumumu sizlerle paylaşmak isterim. Ankara isminin hangi tarihte türediğini tam olarak bilemiyorum, fakat Mu adının Anakara anlamına geldiğini söylemiştim. Bu iki kelime ne kadar birbirine yakın değil mi? Ayrıca yıllarca güzel Ankaramızın sembolü olan Hitit güneşiyle, Munun sembolünün aynı olması sizce bir tesadüf mü? Mu uygarlığı pek çok konuda ileri düzeydeydi. Örneğin yer altı gazlarından ve Güneş enerjisinden ısınmak ve elektrik enerjisi elde etmek için faydalanıyorlardı. Kuartz kristallerini çok değişik amaçlar için kullanabilmekteydiler. Örneğin şifa, bilgi kaydı, enerji yoğunlaştırma ve aktarımı gibi. Fakat en ilginç bilgilere evrenin ve tanrının yorumlanmasında rastlıyoruz. Bu konuyu sembollerle de ilişkili olduğu için bir sonraki yazımda ele almak istiyorum. Şimdi tekrar J.C.ın eserlerine dönelim, zira konumuzun bu bölümü ulu önderimiz M.Kemal Atatürk ile de ilgili. Atatürk sadece büyük bir lider değil aynı zamanda devrimci, araştırmacı ve yaratıcı bir kişiydi. Türklerin tarih ve dilini araştırmak için Türk Dil ve Tarih Kurumunu kurmuştu. Bu kurumun araştırmaları pekçok bilgiye erişmesine karşılık hala açıkta kalan bazı noktalar aydınlanmamıştı. 1932 yılında Tahsin Mayatepek adındaki eski bir albayın Maya ve Türk dilleri arasındaki benzerlikten bahsetmesi üzerine Atatürk kendisini Meksikaya elçi olarak gönderdi. Tahsin bey burada Maya kültürünü inceledi ve Türk kültürü ile arasındaki şaşırtıcı benzerlikleri tespit etti. Örneğin 130 dan fazla yer ve kelimenin Maya ve Türk dillerinde aynı veya çok benzer olduğunu gördü (Örneğin bizdeki tepe Maya dilinde tepek olarak geçer. Zaten Tahsin bey de sanırım bu soyadı araştırmalarından sonra benimsemiştir) Fakat kendisini şaşırtan asıl gelişmeler J.Cın kitaplarıyla karşılaşmasıyla olmuştur. Bu kitaplar Türkiyeye getirilerek bir tercüman ordusu tarafından hızla tercüme edilmiş ve daktilo sayfalarına dökülmüştür. Atatürk bu çevirilerden özellikle Kayıp Kıta Mu ve Mu nun Çocukları” ile ilgilenmiş ve kendi elleriyle çevirilerin yanlarına notlar düşmüştür. Atatürk ne yazık ki 1935 yılından sonra sinsice ilerleyen hastalığa yenik düşerek araştırmalarını toplama imkanına kavuşamamıştır. Bu konu Kanal D televizyonu ve Fenomen dergilerince de ele alınmış fakat üzerine gidilmemiştir. Benim 1996 yılında Türk Dil Kurumunda yaptığım bir araştırmada J.C.ın orjinal 5 kitabına, bunların çevirilerine ve Tahsin beyin bizzat eliyle tuttuğu notlara rastladım. Bu notlar halen T.D.K. da 56 ve 57 numaralı dosyalarda korunmaktadır. Benim yaptığım bu tespitin aynısı, çok yeni kitabı çıkan Ergun Candanın Gizli Sırlar Öğretisi nde de yer almaktadır. Kendisi ile telefon görüşmemde bu bilgileri ilk defa kamuoyuna duyurulmasından duyduğum mutluluğu ifade ettim. İkimizin de paylaştığı ortak duygu bu kitapların yeniden yorumlanarak toplanması ve Tahsin beyin yaptığı çalışmalarla birleştirilerek halkımızın bilgisine sunulmasıdır. Sanırım burada en büyük görev Kültür Bakanımıza düşmektedir. Bu bilgiler çok az kişinin bilgisi dahilinde. Her ne kadar dünya görüşlerimizi yeniden gözden geçirmemizi gerektirecek kadar şaşırtıcı olsa da bence bu bilgilerin çok kişinin önüne açılması gerekmektedir. Yeni dünya düzeni içinde üzülerek gördüğüm bir gelişme var. Başta gençlerimiz olmak üzere tüm toplumumuz giderek daha az araştırıcı olmakta. İşin ilginç yanı ise başta politik liderlerimiz olmak üzere medyanın da aynı doğrultuda çalışmalar yapmasıdır. Televizyonlarımız Televole benzeri ağızda keçi boynuzu tadı bırakan bence zararlı fakat büyüklerimiz tarafından faydalı(!) görülen saçma programların istilasına uğramıştır. İnsanlarımız Materyalist-Maddeye bağımlı yetiştirilmektedir. Erdemlerimiz unutulmakta, manevi değerlerin yerini sadece geçici sahte mutlulular veren maddiyat almaktadır. Gerçeği araştıran, sorgulayan, fikirler üreten insanların azaldığı bir dünyada sizlerle paylaşmaktan zevk aldığım bilgilerin ufak merak tohumları olması dileğiyle,. |
|
|
|
|
|
#16 |
|
Bronz Üye
Üyelik tarihi: 04-08-2006
Yer: Forum Security PaneL
Mesajlar: 1.906
Rep Gücü : 22
Rep Puanı : 10
![]() |
BATIK KITA MU NUN ŞUAN Kİ UYDU GÖRÜNTÜSÜ
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] HazırLıyan Arkadaşın eLLerine sağLık ( FLood için kusura bakmayın) |
|
|
|
|
|
#17 |
|
Aktif Üye
Üyelik tarihi: 05-02-2007
Mesajlar: 475
Rep Gücü : 6
Rep Puanı : 10
![]() |
Akrep__Kral Gene Döktürmüşsün Tebrikler hihi
![]() |
|
|
|
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
şarkı indir Türkçe - Ingilizce Sözlük Free Program indir divx film indir Gerçeklerin Paylaşıldığı Forum Photoshop Dersleri Flash Dersleri Türkçe Makale Tez Ücretsiz Türkçe Program Indirme Ücretsiz Program Indirme Drug Rehabilitation Psishaman Parapsychology Holiday Guide Travel Guide Big Fishing Blog Health News Forumların Kralı Qatar Business Directory Qatar Classified Qatar Classified Quality Classifieds Quality Classifieds Middle East Talk Host Safari VPSmonster dedicatedmonster Juniper Destek Juniper Destek Juniper Destek Juniper Turkiye Juniper Turkiye Juniper Turkey Juniper Turkey Kanser Tedavisi